CHP Lideri Özel: Depremden Sonra Tüm Kentlerin Yeniden ‘Bütüncül Bir Şehircilik Anlayışıyla’ İnşasının Önüne Geçildi

04.02.2026

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:

“BU İNSANLAR HAKSIZLIĞA UĞRADIKLARINI DÜŞÜNDÜKLERİ ZAMAN İSYAN EDİYOR”

“REZERV ALANDA VATANDAŞ, ‘BURAYI PEŞKEŞ ÇEKECEKLER’ DİYOR; BU ŞÜPHEYİ NASIL GİDERİRSİN?”

“DEPREMDEN SONRA TÜM KENTLERİN YENİDEN ‘BÜTÜNCÜL BİR ŞEHİRCİLİK ANLAYIŞIYLA’ İNŞASININ ÖNÜNE GEÇİLDİ”

“BURADA PROMPTERDEN SİYASET YAPILMIYOR; KONTEYNER KENTE GİRMEDEN, SOKAKTA GEZMEDEN BÖLGENİN SESİNİ DUYAMAZ, SORUNUNU ÇÖZEMEZSİNİZ”

“SAYIN BAHÇELİ, GEÇMİŞTE ‘ERKEN SEÇİM YOK’ DEDİKTEN BİR HAFTA SONRA ERKEN SEÇİM İLAN ETTİĞİNE GÖRE O SÖZLERİ ÜZERİME ALMIYORUM”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin 3’üncü yıl dönümü nedeniyle bulunduğu Hatay’da, NOW TV yayınına katıldı. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, deprem sürecinde NOW TV’nin yaptığı yayınlara işaret ederek, “NOW TV ailesinin o dönemki emeklerini hem gazetecilik adına hem insanlık adına yaptıklarını hatırlatmak isteriz. Çok teşekkürler” dedi. Özel, deprem bölgesinin mevcut durumu hakkında şunları söyledi:


“BÜTÜNCÜL ŞEHİRCİLİK ANLAYIŞI OLMALIYDI”

“O günleri yaşayan birisi olarak ne büyük bir felaket olduğunu, ne büyük bir yıkım olduğunu biliyoruz, onların tanığıyız. O günlerdeki acıyı, o günlerde buradaki büyük yası, isyanı duymuş birisi olarak üç yıl sonra tabii ki yaraların belli ölçüde sarıldığını ancak üç yıl geçmiş olmasına rağmen beklentilerin karşılanmadığını, sözlerin tutulmadığını görüyoruz. Aslında biz geçtiğimiz yıllarda da deprem bölgesine geldik ve biliyorsunuz hep yapıcı bir şekilde… Yerel yöneticilerimiz, bugün de burada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız eşlik ediyor, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekilimiz eşlik ediyor. Dün Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız eşlik ediyordu Bursa ile birlikte. Her şehre, ‘Biz de işin ucundan nasıl tutabiliriz, yerel yönetimlerin katkılarıyla bu şehirlerin ayağa kaldırılmasında nasıl katkı sağlayabiliriz’ diye baktık. İktidar partisi ise buraya, deprem bölgesine, yapılacak konutlar ve bu konutların yapılmasının bütün meseleyi hallettiği üzerinden bakan yanlış bir bakış açısıyla bakıyor. Dün, sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları ile Kahramanmaraş’ta oturduk. Dediler ki ‘Kahramanmaraş yıkıldı. Üç yılda belli bir ölçüde, yüzde 70 oranında yeniden yapıldı ama mesela TMMOB, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası… Bu büyük felaketten sonra bir bütün şehircilik anlayışı olmalıydı. Onun yerine kararları kimin, nasıl verdiği bilinmeden alelacele kimi meraya, kimi ormana zemini sağlam olsun öngörüsüyle bakılarak bir takım kararlar hızlı hızlı verildi ve bir büyük fırsat, Kahramanmaraş’ın yeniden bütüncül bir şehircilik anlayışıyla yapılmasının önüne geçildi. Bir karmaşa var diye söylediler. Bütün şehirler böyle.”

“HATAY YIKIMIN YARISINI YAŞADI, SONRA DA EN GERİDE KALDI”

“Hatay’ın bir farklı özelliği var. Hatay hep isyanda da şunu söylediler. Şuna isyan etmişlerdi. ‘Geç geldiler, en son Hatay’a geldiler’ dediler. Biliyorsunuz İstanbul Büyükşehir Belediyesi dışında Hatay’da o günlerde, ilk günlerde organize olabilen bir başka yapı yoktu. Ve Hatay hep gecikildiğinden şikayet ediyordu. Şimdi rakamlara baktığımızda o günlerde biz hep, ‘Öyle demeyin’ dedik. ‘Çok büyük coğrafya, 10 tane şehir var. Yıkılan ev hasarın çok büyük olduğu 5 - 6 şehirden birisiniz, en büyüğüsünüz.’ Hatay, depremde kayıpların yarısının yaşandığı, yıkımın neredeyse yarısının yaşandığı bir şehir. Şimdi bakıyorsunuz ‘Hatay’a ne yapılmış?’ Bütün rakamlarda Hatay, 10 şehrin hep en gerisinde kalmış. Yani o günlerde Hatay’ın itirazının, isyanının, üç yılın sonunda toplam rakamlara yansıdığını görüyorsunuz. Bir deprem şehrinde vaat edilen evlerin verilmeyen yüzde 18’i kalmış. Bir diğerinde 22’si, bir diğerinde 30’u. Hatay’a geldiğinizde yanılmıyorsam yüzde 43’ü bekliyor daha evlerin. Konteynerde kalanlara bakıyorsun. Her yerde var ama Hatay’da daha çok var. En çok Hatay’da var. Neredeyse konteynerde kalanların yarıya yakını Hatay’da kalıyor. Konteynerde kalanların sorunlarını dinliyorsunuz. En büyük şikayet yine Hatay’dan geliyor.”

“HER ŞEY EN GERİDEN GELİYOR”

“Tabii bütün bölge zorluklar içinde. Çok kayıp olan iller arasında en az kayıp olan il Osmaniye. 960 şehidimiz var orada. Osmaniye’de de konteyner kentte şikayet var. Çünkü kiracılara ev verilmemiş, parası olmayana ‘Çık buradan’ deniliyor. Kiraya çıkacak yer yok, kiralar çok pahalı. Ama genel olarak baktığımızda ilk günlerde yani ben depremin üçüncü gününde buraya geldiğimde bana söylenen, ‘En son Hatay’a geldiler, gelmediler, ne haldeyiz?’ deniliyordu. Üçüncü ayında da aynı şeyi söylüyordu. Üçüncü yılında geldik yine Hatay’ın her şeye en geriden geldiğini söylüyorlar ve itiraz ediyorlar.”

“10 YILDA YAPSAN 10’UNCU YIL MI GELİP ÖVÜNECEKSİN?”

Genel Başkan Özel, hala konteyner kentlerde yaklaşık 300 bin kişinin yaşadığının hatırlatılması üzerine şunları söyledi:

“Birincisi, konut meselesi. Aslında akla hayale gelmeyecek bir şekilde siyaset yapılıyor Türkiye’de. Benim gerçekten buna temelden itirazım var. Bugün deprem oluyor. Depremde seçim mi düşünülür? Muhalefet düşünse ‘Fırsatçılık’ denir. Depremden üç gün sonra ülkeyi yöneten Sayın Erdoğan çıktı ve dedi ki ‘Bir yıl sonra herkes evlerine girecek, hiç merak etmeyin. Sakın ha muhalefete oy vermeyin. Bunlar daha iktidara alışana kadar bir yıl geçer ve biz o zamana kadar evlerinizi veririz.’ Tabii bu söylem ana muhalefet partisi olarak bizim, Sayın Genel Başkanımızın ‘Konutları biz yapacağız ve ücretsiz yapacağız’ demesine rağmen ‘Hayır, biz parasıyla yapacağız. Ama bir yılda yapacağız’ demesi Sayın Erdoğan’ın o dönemde seçim sonuçları üzerinde etkili oldu. Küçük bir farkla da olsa seçimi Sayın Erdoğan kazandı. Sonra o sözü veren sanki hiç kendisi değilmiş gibi bir yıl geçti, ‘Herkes girecek’ dediği konutlara yüzde 2,5’i girdi insanların. 100 kişiden 97’si ya çadırdaydı, ya konteynerdeydi, ya da gurbetteydi. İki yıl geçti, yüzde 30’unu verdi, yüzde 70’i dışarıdaydı. Üç yıl geçti. Bu geçenler gün değil, ay da değil; yıl. Üçüncü yıl olmuş, insan hayatın çok önemli bir kısmı. Bugün hala 270 binin üzerinde insan konteynerde yaşıyor. Verdikleri rakamlar ortada, evlerin yüzde 70’ini teslim etmişler. Yüzde 70 teslim edilmiş ama bu anahtarı almak, eve geçme sayısı bunun çok altında. Bununla övünüyorlar. Bir sözü tutmamakla övünür mü insan? Siyasette ‘Bir yılda vereceğim’ dediysen, bir yılda verdiysen övünürsün. Üç yılda yüzde 70’ini verdiysen ‘Bir yılda vereceğiz, dedik ama sözümüzü tutamadık. Halkımız affetsin, bu kadarını yapabildik’ dersin. Bunun adı özeleştiridir. Bu zaman tutup kimse sana bir şey söylemez. Ama bunu yapıp sonra da sen; ‘Efendim muhalefet partileri yapamazsınız, demişti. Bak yaptık işte.’ 10 yılda yapsan, 10’uncu yıl mı gelip övüneceksin? Muhalefet partileri ‘Bir yılda yapamaz’ demiş olabilir. Bugün de haklı çıkmıştır. Muhalefet partileri ‘Ev yapılamaz’ demedi, hatta muhalefet partileri ‘Bu evler ücretsiz yapılmalı’ dedi.”

“BURADA SIKINTI ÇEKEN İNSANLARI ÇILDIRTIYOR”

“Konteyner kentlere gelince, çile büyük. Oradaki en büyük çile şu; üç tip insan var orada. Bir, oradan çıktığında sokakta kalacak olanlar var. Oradan çıktığında sokakta kalacak çünkü kiracıymış, geçmişte işi varmış, şimdi işi yok. Olsa da ancak karnını doyuracak. Bugün bir asgari ücret sadece karın doyuruyor. Evin eşyasını nasıl düzlesin? Gittin, aidat ödenecek. Nasıl ödesin? Elektrik, su, aidat toplamı en az 10 bin lira. Böyle bir geliri yok. Zaten asgari ücretle iş bulmuş olsa ki bulamıyorlar. 28 bin liranın 10 bin lirası kafadan gidiyor. Kaldı 18 bin lira ve geçinemeyecek. Eşya almak lazım. Birçok yerde, Osmaniye’de de söylediler. Bir depozit üç -dört aylık peşin istiyor. Ev… Bakan ‘5 bin liraya ev var’ dedi, her yerde söyleyip soruyorum. En ucuz duyduğum kiralık ev 15 bin lira. Dört ay peşin deyince 60 bin lira. O konteynerdeki adamın cebinde 60 lira yok belki. İşsizse orada gelen yardımlardan, elektrik ve su bedava oturuyor. Sokakta kalmamak için çocuğuyla çıkamayanlar var. İkinci bir grup var. Daha evi verilmediği için, o da işte rakamlar ortada. Üçüncü bir grupta var ki onlar da gerçekten konteyner kentten çıkmak için çaba sarf ediyorlar ama mesela evin anahtarı verilmiş, gitmiş, bakmış evine ki 300 bin lira masraf etmeden eve geçemeyecek halde. Öyle durumda olanlar var. O yüzden sıkıntılar büyük. Bu konuda aslında Erdoğan’ı siyaset yapıyor. Biz onun o yaptığı… Ben mesela Hatay’a miting yapmak için nisan - mayıs aylarında gelecek. İl yönetimimiz, milletvekillerimiz ‘Nisanda - mayısta güçlü bir miting yapalım’ diyorlardı. Erdoğan geldi, gitti. Üç milletvekilimiz, il başkanımız; ‘Derhal miting istiyoruz.’ ‘Niye miting istiyorsunuz?’ ‘Erdoğan geldi, Hatay’da öfke patlaması var. Mutlaka gelin ve bunları anlatıp sesimizi duyurun, diyorlar.’ Neden? Öyle bir tablo çiziyor ki her yer güllük gülistanlık ve bütün sözler tutulmuş, artık yapacak bir şey yok, hatta ve hatta öyle bir şey ki her şey eskisinden iyi olmuş gibi. Bu da bu kadar sıkıntı çeken insanları çıldırtıyor.”

“KONTEYNER KENTE GİRMEDEN SORUNU ÇÖZEMEZSİNİZ”

“O yüzden aslında yapılması gereken şu; ben olsam bölgede bütün partilerden milletvekillerini çağırırım. Bölgedeki bütün partilerin il başkanlarını çağırırım. ‘Arkadaşlar hep birlikte siyaset kurumu olarak biz bu deprem bölgesine bundan sonra nasıl bir rehabilitasyon yapalım?’ diye oturup konuşmak lazım. Burada görünen o ki sahada birincisi kiracılar için mutlaka konut yapmak lazım ve onlara kiralık konut vererek belli bir süre kirasız oturmalarını sağlamak lazım. Eldeki kiraya kendisi çıkmak isteyenler için örneğin depozittir, birkaç aylık kiradır, evdir, belli bir ev eşyası… Örneğin kiracılar için 250 - 300 bin liralık konteynerden eve geçiş parası karşılıksız olarak verilse. Eşya alsalar, gönüllerine göre. Çocuklarının odasını donatsalar. ‘Şimdi gideceğim de bu çocuğu nereye yatıracağım ben’ diyor. Ondan sonra işte depozitoysa o. Hayatın gerçeği; adam evini kiraya verirken depozito istiyor. Vermeyene vermiyor. Sen ‘Depozito almak yasak’ diye çözemiyorsun. Yasaklamakla çözülmez. Depozito ödeyeceksen depozitosu, birkaç aylık kiraysa… İş bulma konusunda kiracılara yardımcı olmak lazım. Bu tip tedbirler alınmaksızın TOKİ’den verilen evler dökülüyor. Kimin çatısı akıyor, kiminin bacası akıyor, kiminin üst kattan banyosu akıyor. Tadilatlar gerekiyor. Bunlar için kalıcı çözümler bulunamıyorsa insanlara eve geçmek için, taşınmak için çeşitli katkılar yapmak lazım. Öyle ev taşımaya 10 bin lira vermekle falan bu işlerin olmadığını gelip dahada görmek lazım. Böyle deprem bölgesi için öyle milleti toplayıp promptere yazılmış, ezbere rakam okuyarak siyaset yapılmıyor. Konteyner kentin içine girmeden, sokaklarda gezmeden, insanlarla konuşmadan bu bölgenin sesini duyamazsınız, sorunu çözemezsiniz.”

“HATAY’DA 50 BİN REZERV ALAN MAĞDURU VAR”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, rezerv alan mağduriyetinin sorulması üzerine şöyle konuştu:

“Dinlemediler. Milletvekillerimiz Hatay’da bilhassa ve tüm bölgede rezerv alanla ilgili ilgili itirazlarını dile getirdiler. Ben yani hiç yapmadıysam beş ya da altı grup konuşmasında bu soruna dikkat çekmişimdir. Şimdi ‘Durum nedir?’ diye sorunca. 50 bin tane Hatay’da rezerv alan mağduru var. Böyle bir sorunla karşı karşıyayız. Rezerv alan ilan edilir mi? İlan edilir. Neden ilan edilir? Bir yer vardır, toprakta sıvılaşma vardır, sen oraya apartman yaptırırsan, o apartmanı toprak yine yutacaktır. Oraya apartman yaptırmazsın ve insanlara başka bir yerde yer gösterirsin. Bu böyle yapılsa, yani bu kararlar verilirken şehirdeki mühendisler, mimarlar, şehir plancıları, harita mühendisleri dinlense. Bağımsız kurullar tarafından bu kararlar verilse. İtirazlar objektif değerlendirilirse, insanlar buna bir şey demez. Ama öyle bir şey ki diyor ki; ‘Benim evim buranın en kıymetli yerindeydi. Buraya göz koydular. Rezerv alan ilan ettiler. Beni alıp başka bir yere yolladılar. Şimdi burayı peşkeş çekecekler.’ Ben bu kişiye ne diyeyim şimdi? Bu şüpheyi nasıl giderirsin? Bu şüphe oluşurken engellemek lazım. Bugünden sonra sorunları nasıl çözülür üzerinde çalışıyoruz. Bugün özel bir oturum, özel bir buluşma ile kendilerini dinleyeceğiz. Dertlerine Genel Başkan olarak biz gelince sağ olsun medya ilgi gösteriyor. Orada bütün televizyonlar, gazeteler, ajanslar varken dertlerini onlar anlatacaklar, nasıl çözüm önerileri getiriyorlar, nasıl beklentileri var, onlar anlatacaklar. Biz de bunu Meclis zeminine taşıyacağız.”

“HATAY’IN HATRINI KIRMAYA, ONU ÜZMEYE GELMEZ”

“Ama konunun esas sorunu; samimiyetsizlik. Yani bir samimi yaklaşım yok. İnsanlarda şüphe yaratan, ayrımcılık olduğuna ilişkin şüphe yaratan konular var. Hatay gibi bir coğrafyada insanlar ayrımcılıktan bahsediyorsa, bu çok tehlikeli bir fay hattıdır. Bunu rehabilite etmenin yolu diyalogdur, sohbettir, iknadır. Hatay’da dünyanın en iyi insan ilişkileri olan, birbirini en çok seven, birbirinden çok uzak farklı dinlere mensup, farklı mezheplere mensup, etnisiteleri farklı, ama hepsi birbirini çok seven dünyanın en iyi insanları yaşıyor burada. Bu insanlar haksızlığa uğradıklarını düşündükleri zaman isyan ediyorlar. Onları dinlerseniz, onların çözüm önerilerini ilgili yerine getirirseniz, Hatay bugüne kadar kendisine uzatılan eli hiç geri çevirmiş bir şehirdir. Ve burada şunu hatırlatmak isterim. Bu şehir kendi koyduğu sandıkla, kendi Cumhuriyeti’ni lağvedip Türkiye’ye katılmış şehirdir. Yani demokrasi yoluyla ve oy yoluyla Türkiye’ye katılmış şehirdir. Milli Mücadele’de kazanamadığımız, Atatürk’ün milli meselesi yaptığı, hasta yatağında ölüme giderken her gün Hatay’ı sorduğu, ölümünden birkaç ay sonra tamamen çözüme kavuşmuş olan ve Sökme Ailesi’ni bir kez daha burada minnetle anıyoruz. Cumhurbaşkanının dahil Cumhurbaşkanlığını bırakıp, oy kullanıp Türkiye’ye katılan bir şehrin bizde çok hatırı var. Bu Hatay’ın hatrını kırmaya, üzmeye gelmez.”

“HATAY’IN İRADESİNİ SAKATLADILAR”

“Hatay’ı seçimden önce tehdit ettiler. ‘Bize oy vermezseniz, işte belediye ile şey olursa nasıl size hizmet gelsin?’ dediler. Hatay’da seçimi kazanmak için her şeyi yaptılar ve 2 bin oyla, bir tane sandığa itirazımızı açmadan, büyük sandık hileleriyle, deprem dönemindeki büyük haksızlıklarla, Hatay’ın iradesini sakatladılar. Şu anda Hatay’da seçilmiş belediye başkanı, ona da bir şey söylemiyoruz. Yani yeter ki Hatay’a hizmet etsin diye. Ben gelip de Hatay Büyükşehir Başkanı’nı eleştirmiyorum. Ben büyük bir Büyükşehir Belediyesinin ne zorluklar yaşadığını biliyorum. Depremden sonra da. Ama şu kadarını söylemek lazım. Hatay layık olduğu parti tarafından yönetilmiyor. Layık olduğu kişilerce yönetilmiyor. Liyakatli bir şekilde yönetilmiyor. Hatay birilerinin böyle Hatay’a istikamet vermeye çalışması, Hatay’ı tehditle yönlendirmeye çalıştıkları o acılı günleri de Hatay unutmamış. Hatay’da bundan sonra kurulacak ilk sandığın, Türkiye’de yine en çok konuşulacak seçim sonucunu göstereceğini de şimdiden söyleyebilirim.”

“BAHÇELİ’NİN AÇIKLAMALARINI ÜSTÜME ALMIYORUM”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin erken seçim değerlendirmelerine yönelik soruya şu cevabı verdi:

“Aslında şöyle bir döküm olarak elimde de var, Sayın Bahçeli, 2018 yılının Ocak ayında, ‘Erken seçim beklemek ahmaklıktır’ diye söze başlayıp, Şubat, Mart, Nisan ayında sürekli erken seçim isteyenleri vatan hainliği ile dahi suçlayacak kadar en ağır hakaretleri söyleyerek ‘Erken seçim istemek vatana ihanettir’ demiştir. En son bu sözünü söyledikten bir hafta sonra grup toplantısında çıkıp yani nisan ayında, ‘Ağustos’ta erken seçim yapalım’ demiştir. Ertesi günü Erdoğan’la bir araya gelmişler ve 24 Haziran erken seçimini ilan etmişlerdir. Sayın Bahçeli, bir hafta önce erken seçim istemek vatan hainliğiydi, bir hafta sonra erken seçime tarih veren bir siyasetçidir. O yüzden tanımlamaların hiçbirini üstüme almıyorum. Yani o sözleri bana söylüyor olamaz. O sözleri, erken seçim olmayacağını ispatlamak, ikna etmek için de söylüyor olamaz. Çünkü geçmişte dört ay boyunca, ‘Erken seçim yok’ deyip bir hafta sonra erken seçim ilan ettiğine göre. Ya bir erken seçim çağrısı yapacak, geçmişteki gibi lastikleri ısındırıyor olabilir ve muhataplarının bundan haberdar olmamasını istiyor olabilir. Ya da Erdoğan’ın adaylığına karşı çıkacak, erken seçim olursa Erdoğan aday olabilir. Ona bir mesaj vermektedir. Ben hiç üstüme alınmadım. Çünkü ben Sayın Bahçeli’nin kapısına, ‘erken seçim’ diye gitmiş değilim. Ben Sayın Bahçeli’nin kapısına giden de değilim.”

“HERHALDE GÜNAH ÇIKARACAK”

“Türkiye’nin menfaati varsa onun için giderim. Bu ülkede örneğin, depremzedenin sorunu çözülsün diye giderim. Emeklinin sorunu için giderim. Asgari ücretlinin sorunu için giderim. Türkiye’nin birlik, beraberlik içinde olması ve terör sorununun çözülmesi ve terörsüz, demokratik Türkiye için giderim. Erken seçim için ben Sayın Bahçeli’ye gitmem. Çünkü erken seçim, onun uzmanlık alanı. Nasıl bir erken seçimle AK Parti’yi getirmiş, Türkiye’nin başına dert etmiş ve bugüne kadar yaşanan her şeyden sorumluysa Sayın Bahçeli’nin herhalde Türkiye’ye bir borcu var. Bir erken seçim konusunda kendi takdir ettiği zaman yapılması için kendi söyleyeceğini söyleyecek. Herhalde tarih önünde bu büyük günahtan arınmak için, bir günah çıkaracak ve bu millete, AK Parti iktidarına mahkum ettiği bu millete borcunu AK Parti’den kurtulmamız için bir inisiyatif kullanarak yerine getirecektir. O, onun uzmanlık alanı. Ben onu, ona bırakıyorum. Ama onun dışında hani diyor ya ‘Kapı kapı erken seçim için gezmesin.’ Ben Sayın Bahçeli’ye erken seçim için gitmiyorum. Ama Türkiye’nin içte, dışta tüm meseleleri için, Türkiye için her lidere giderim, Sayın Bahçeli’ye de giderim.”


Benzer Haberler